Belgrad Ormanı tehdit altında!

Cağaloğlu öğrencileri, Belgrad Ormanı’nın korunması için incelemeler yapıp öneriler getirdi. Milliyet işbirliğiyle Almanya Çevre Vakfı (DBU) ile IZOP Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen ‘Çevrecilikle Kurulan Köprüler: Türkiye ve Almanya’ projesi kapsamında Ümit Pelinsu Yergün, Nur Sima Sekban, Bilgehan Bakırel, Nurses Dila Dizmen, Fatih Burak Akçay, Selin Demir, Irmak Taydaş, Cemre Tarhan, Cemre Yıldırım, Müşerref Ezgi Öndeş, Berk Gönenç, Kumsal Ecem Çolpan, Oya Serbest’in önerileri şöyle:
Adı geçince akıllara yalnızca ‘piknik’ gelen Belgrad Ormanı, günümüzde birçok tehditle karşı karşıya. Bizans döneminde inşa edilen bentlerle su rezervi olarak kullanılmaya başlanan Belgrad Ormanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar da fermanlar ile koruma altında tutuldu. Öyle ki hakkında en çok ferman çıkarılan orman olarak da tarihte bahsi geçen Belgrad Ormanı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da ‘Muhafaza Ormanı’ kabul edilerek gözetim altında tutuldu.
Sadece bir su kaynağı ve tarihi önemi ile değil Belgrad Ormanı aynı zamanda içinde barındırdığı zengin ekolojik çeşitliliğiyle de büyük önem taşıyor. Ünlü Avusturyalı tarihçi ve diplomat Joseph von Hammer’ın “İstanbul’da gerçekten orman denilmeye yaraşır olan tek alan” diye nitelendirdiği Belgrad Ormanı, ülkemizde bulunan 2 bin 500 farklı bitki türünün beşte birine ev sahipliği yapıyor. Yüz ölçümlerine oranla İngiltere, Polonya gibi ülkelerden daha fazla bitki çeşidini bir arada bulunduran ormanın bünyesinde altı çeşit endemik (yöreye özgü) bitki türü de bulunuyor.

Üçüncü havalimanı bir tehdit
Tüm bu önemine karşın orman yıllardır birçok ciddi sorunla yüz yüze… Milli Park veya Tabiat Parkı gibi orman içerisinde yapılaşmaya izin veren yasalar ormanın doğal dokusunun bozulmasına yol açıyor. Artan nüfus yoğunluğu ile birlikte ortaya çıkan yerleşim yeri ihtiyacı ve dolayısıyla uygulanan yanlış şehirleşme politikası; beraberinde getirdiği üçüncü köprü ve havalimanı projeleri ormanın gelecek nesillere aktarılmasında oldukça büyük bir engel teşkil ediyor. Üçüncü köprünün inşaatı ile hızla daralmaya başlayan ormanın biyolojik çeşitliliği de tehdit ediliyor. İnşaatlar kontrol altına alınmazsa, yakın zamanda İstanbul’da ‘orman’ diyebileceğimiz bir alan kalmayacak.
Bu koşullar altında en büyük sorumluluk ormanlarına karşı duyarlı olmaları gereken İstanbullular’a düşüyor. Yasal bağlamda ise, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi profesörlerine göre en net çözüm UNESCO koruması… UNESCO listesine kabul edildiği takdirde yüksek bir statü kazanacak olan Belgrad Ormanı böylece uluslararası alanda da tanınma şansı yakalayacak. Yakın zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Belgrad Ormanı’nın listeye girmesi için başvuru yapan İstanbul Üniversitesi Ormancılık Fakültesi’nden Prof. Dr. Alper H. Çolak’ın başvurusu kabul edildiği takdirde orman uluslararası yasalarla korunmuş olacak.

Ormana güvenlik kameraları
Kuşların dünyadaki en önemli göç yolunun İstanbul’dan geçtiğini vurgulayan İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Doç. Dr. Zeynel Aslangündoğdu, yılda 600 bin kuşun üremek için güney ülkelerinden Avrupa’ya göçünü İstanbul üzerinden gerçekleştirdiğini söylüyor. Belgrad Ormanı üzerinden de yılda yaklaşık 900 bin leyleğin göç ettiği ve bunlardan 600 bin tanesinin yapılması planlanan üçüncü havalimanı üzerinden geçtiğine dikkat çeken Aslangündoğdu, üçüncü havalimanının tamamlanması halinde “Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi”nin (Bern Sözleşmesi) ihlal edileceğini de vurguluyor.
Aslangündoğdu’ya göre tek tehdit üçüncü havalimanı da değil. Aslangündoğdu, Belgrad Ormanı’ndaki yaban hayatının da sorunlarıolduğunu söylüyor. Özellikle, ormana bırakılan başıboş köpeklerin, Kaçak avcılığın ve orman çevresindeki trafiğin hayvanların kontrolsüz ölümüne neden olduğunu vurgulayan Aslangündoğdu, üçüncü köprü inşaatının bu trafik yoğunluğunun artmasına neden olacağını ve hayvan ölümlerinin buna bağlı olarak artacağını öngördüklerini vurguluyor.
Aslangündoğdu tüm bunlara karşılık önlem olarak, ormanın belirli noktalarına kamera konulmasını ve ormandaki güvenlik personeli sayısının arttırılmasını öneriyor.

Şehrin içinde bir saklı bahçe

Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda, 296 hektarlık bir alana yayılan Atatürk Arboretumu, yaklaşık 2 bin farklı bitkiye ev sahipliği yapıyor. Girişte, Belgrad Ormanı’nın büyük bir kısmını oluşturan meşe ağacı tohumu şeklindeki mermerden bir süs havuzu göze çarpıyor. Yapay göletleri, kazları ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen ağaçlarıyla bir yağlı boya tablosunu andıran bu Arboretum görülmeye değer.

Kapıdan bakıldığında yelpazeyi andıran bu canlı ağaç müzesi filmlerdeki gibi bir atmosfer sunuyor. Prof. Dr. Hayrettin Kayacık’ın önerisi üzerine 1949’da kurulan bu arboretumun içinde dev Amerikan Sekoya ağaçları, Çin bambuları, Macar meşeleri, Uludağ göknarı, Amerikan lale ağacı gibi bitki çeşitleri bulunuyor. Fakat Çin’de oldukça büyüyüp geniş alanlara yayılan odunsu bir bitki, Türkiye’deki farklı iklim şartları nedeniyle normal boyutuna ulaşamıyor. Aynı zamanda İspanya’da uzun ve dikenli yapraklara sahip bir ağacı arboretumda daha kısa ve yumuşak yapraklı görmek mümkün. Arbotretumda kış ayında çiçekli ağaçlar da görülüyor. Atatürk Arboretumu Müdürü Mehmet Alan, bu durumu küresel ısınmaya bağlıyor. Alan, bitkilerin ılık geçen kış ayları nedeniyle kendilerini yaz mevsiminde zannederek çiçeklendiğini belirtiyor. Yine de bitkiler, bu arboretumda hayatlarını devam ettirebiliyorlar.

‘Benim Alman, Türk ve Musevi parçalarım var’

İstanbul’da yaşam savaşı veren bitki türlerini koruyan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ndeki Alfred Heilbronn Botanik Baheçesi’nin kurucusu Heilbronn’un oldukça ilginç bir hayat hikayesi var.
Münih Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra birçok Botanik Enstitüsü ve üniversitede görev alan Heilbronn, Münster Üniversitesi’nde botanik profesörlüğü yapmayı planlarken Nazilerin iktidara gelmesiyle tüm yaşamını değiştirmek zorunda kaldı. Heilbronn, üniversitedeki görevine son verilmesinin ardından Almanya’yı mecburen terk etti. 1933 üniversite reformu kapsamında, Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan Heilbronn, Türkçe ders vermek şartıyla İstanbul Üniversitesi’ne kabul edildi. Ardından üniversitede küçük bir botanik enstitüsü ile 90 bitki yetiştirilebilen bir bahçecik temin edilmesini sağladı. Zamanla o küçük bahçecikten, günümüzde 3 bin 500’den fazla bitki türüne ev sahipliği yapan, örnek bir botanik bahçesi oluşturdu. 27 Mayıs darbesi sonrasında eşinin görevinden alınmasıyla, 1948’de vatandaşlığına geçtiği Türkiye’den ayrılıp Münster’e geri döndü ve 1961’de de hayata gözlerini yumdu.
“Benim Alman, Türk ve Musevi parçalarım var. Ve hiçbir parça aslında ötekini engellemiyor. Ben buyum. Artık bunu biliyorum. Çünkü ben her zaman İstanbulluydum ve her zaman İstanbullu kalacağım” sözüyle tanınan Heilbronn’un temellerini attığı Botanik Bahçesi’nin bugünkü asıl amacı; İstanbul’daki bitkileri yaşatmak.

Bir cevap yazın